Detaylı/Hızlı Arama
Giriş Sayfası Yap / Sık Kullanılanlara Ekle
 
Ana Sayfa
 
 
 
 
 
 
Sağlık Ansiklopedisi
 
 
 
 
 
Soru & Cevap Arşivi
 
 
 
 
 
Doktorumuza Sorun
 
 
 
 
 
Tıbbi Dosyalar
 
 
 
 
 
Hesaplayıcılar
 
 
 
 
 
Hastaneler
 
 
 
 
 
 
Nöbetçi Eczane
 
 
 
 
 
 
Kan Merkezleri
 
 
 
 
 
 
Site İçi Arama
 
 
 
 
 
 
İletişim
 
 
 
 
 
 


---------------
 
HEKİMONLİNE-XML



XML servisi için Lütfen Tıklayın


Sınır tanımayan Türk doktorlar

Dr. Mehmet Sarı ve Dr. Sebahattin Güleryüz. Türkiye’deki kariyerlerini ve rahat ekonomik şartları bırakarak binlerce kilometre uzakta ‘Türkiye adına’ sağlık hizmeti veriyorlar. Açtıkları klinikte ücretsiz muayeneyle yetinmiyorlar, Pakistan genelinde sağlık taramaları yapıyorlar. En önemlisi ise hiçbir altyapının olmadığı Afgan mülteci kamplarında gönüllü hizmet veriyor, Türkiye’den gelen ilaçları dağıtıyorlar.


Türkler, ‘Sınır Tanımayan Doktorlar’ sözünü ya haber bültenlerinden ya da Hollywood kaynaklı filmlerden öğrendi. Televizyonda kara Afrika’nın vahşi doğasında, ilkel kabileler arasında doktorluk yapan “beyaz tenli Batılı” tiplemesi ile gösteriliyor, haber bültenlerinde cephe gerisinde ya da savaş meydanlarında yardım elini uzatan tarafsız doktorlar anlatılıyordu. Türk halkı din, dil, ırk ayrımı gözetmeden yardım elini uzatan bu insanlarla doğal afetler ve özellikle 17 Ağustos depreminden sonra tanıştı... Dünyanın dört bir yanından yardıma koşmuşlardı. Üstelik hiçbir karşılık beklemeden...

Takip eden dönemde herkesin zihnini meşgul eden soru şuydu:“Acaba Türk doktorlar neden bu insanların yaptığını yap(a)maz?” Eğitimde, ekonomide, siyasette hatta sosyal hayatta duyduğumuz başarı ya da fedakârlık hikâyeleri neden sağlık alanında yaşanmaz?Bu soru zihinleri meşgul ederken televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında gördükleri sefalet ve acı karşısında ‘bir şeyler yapmalı’ diyen iki Türk doktor harekete geçerek, Türkiye’nin sınır tanımayan ilk doktorları oldu. Belki daha önceleri bireysel olarak kısa dönemli yardım faaliyetlerine katılanlar olmuştu; ama ilk kez iki Türk doktor problemin yaşandığı bölgeye taşınarak ve orada yaşayarak bütün enerjilerini yardım çalışmalarına ayırdı.

Bir gönüllülük hikâyesi

Tıp doktorluğu gibi hem ekonomik getirisi yüksek hem de prestiji oldukça fazla olan bir mesleğiniz varsa, üstelik de bu pozisyonunuzu elde etmek için yıllardır çalışıyorsanız günün birinde her şeyi bırakıp sefaletin olduğu bölgelerde, hayatınızı riske atarak ücretsiz çalışmayı kabul eder miydiniz? Bu soruya “evet” demek pek kolay değil. En azından çoğunluk için. Fakat istisnaları da yok değil. “İnsanlığa katkımız olmalı.” diyerek evet “Biz bu işte varız.” diyen iki Türk doktor yıllardır Afganistan dağlarında, Pakistan köylerinde ve neredeyse 1,5 milyona yakın insanın yaşadığı mülteci kamplarında gönüllü çalışıyor. Şimdilik iki kişiler; fakat hedefleri daha fazla gönüllü doktoru özellikle de bayan sağlık personelini bu ülkelerde çalışmaya ikna etmek.

Pakistan’a sağlık hizmetlerinde bulunmak için gelen ilk doktor olan Mehmet Sarı, 1999’dan bu yana bölgede. Gürcistan’da tıp fakültesi okuduktan sonra hem ihtisas yapmak, hem de bölge insanına yardımcı olmak için Pakistan’a gelir. Fakat iki ülke arasında sağlık alanında anlaşmalar yapılmadığından ihtisas projesi gecikir. Yardım etmek için yola çıktığı için geri dönmeyi getirmez aklına. Öncelikle İngilizce ve Urducasını geliştiren Sarı, bir yıl sonra Afganistan’a geçer. Burada binlerce insanın kaldığı mülteci kamplarında ücretsiz sağlık hizmeti verir. Şibirgan ve Kabil merkezli çalışmalar yapan Sarı, Taliban yönetimiyle problemler çıkınca ülkeden ayrılarak tekrar Pakistan’a döner. Kasım 2001’den itibaren Pakistan’ın Karaçi kentinde klinik açmak için teşebbüste bulunur. Resmi prosedürlerin uzamasından ötürü açılış ancak Ocak 2002’de gerçekleşir. Dr. Mehmet Sarı, “Tabii ki çok donanımlı bir hastane değildi. İmkanlar ölçüsünde fakir hastalara, yoksullara, özellikle de mültecilere sağlık hizmeti veriyorduk. Çok cüz’i ücretler aldık, birçoğundan para almadık. Topladığımız ilaçları ücretsiz olarak dağıttık.” diye anlatıyor, yaşadıklarını...

Geçtiğimiz yılın haziran ayına kadar Karaçi’deki klinikte, haftanın 4 günü gelen hastalara bakılırken, kalan 3 günde de Afgan mültecilerin kampları dolaşılarak sağlık hizmeti verilir. Kampların bulunduğu Quetta, Haydarabad, Peşaver kentlerine gidip sağlık taramaları yaparlar. Herhangi bir sağlık hizmetinin verilmediği ve en az 50’şer bin kişinin kaldığı kamplarda verebildikleri hizmetler sınırlıdır; fakat önemli adımlar atılır. “Birçok kampta hayatında hiç doktor görmemiş yığınla insan var. Bölge sıcak, altyapı yetersiz, beslenme düzensiz olduğundan klinik seviyesinde tedavi edilebilecek pekçok hastalık müdahale edilemediği için ölüme kadar götürüyor. Bu açıdan yaptığımız sağlık taramaları sonuç veriyordu.” diyor.

“Buraya iyi ki gelmişim”

Türkiye’den gelen bir diğer gönüllü doktor Sebahattin Güleryüz’ün de katılmasıyla Karaçi’deki klinik başkent İslamabad’a taşınır. “Türk Kliniği” adıyla üç ay önce hizmete başlayan yeni klinikte iki doktor sağlık hizmeti vermeye başlar. Dr. Mehmet Sarı gibi Türkiye’deki kariyeri ve çevresini bırakarak Pakistan ve Afganistan’da sağlık hizmetlerinde bulunmak için gelen Dr. Güleryüz de hem klinikte hasta bakıyor hem de kamplardaki sağlık taramalarına katılıyor. 1994’te Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan ve son olarak Samsun Alaçam Devlet Hastanesi’nde görevli olan Güleryüz, önceleri okullarda sağlık taramalarına katılır.

Nüfusun çok kalabalık, gelir dağılımının adaletsiz olduğu ülkede okulların sağlık durumu pek iç açıcı değildir. Özellikle küçük şehir ve köylerdeki kontrollerde hijyene bağlı salgın hastalıklarla karşılaşırlar. Peşaver, Quetta ve Multan şehirleri merkez olmak üzere bütün yöreyi tararlar. Son olarak geçtiğimiz Ramazan ayı öncesi 5 bin km yol katederek kendi paralarıyla satın aldıkları ya da Türkiye’den gönderilen ilaçları ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar. Türk doktorlar geride kalan süre göz önüne alındığında çok önemli bir görev yaptıklarını düşünüyor. Burada yaptıkları her şeyi Türkiye için yaptıklarını, ilaçları dağıtırken bunun “Kardeş Türk halkının bir desteği” olduğunu belirttiklerini söylüyorlar.

Dr. Güleryüz, gelirken bazı endişeleri olduğunu fakat aradan geçen bir yılın sonunda ‘iyi ki gelmişim’ diye düşünmeye başladığını söylüyor. “Pakistan’da çok güzel hastaneler, kaliteli doktorlar var. Fakat nüfus çok fazla, gelir dağılımı dengesiz. Hayatında hastane görmeyen insanlar var. Üstelik mülteci kamplarında yaşayan 1,5 milyon civarında Afgan var. Bazı kamplar uluslararası yardım kuruluşları tarafından kabul görmediğinden hiç destek alamıyor. Buralarda yaptığımız taramalar, muayeneler ve dağıttığımız ilaçlar belki bütün ihtiyacı karşılamıyor; ama önemli bir boşluğu dolduruyor.” diye konuşuyor.

Yaklaşık 5 yıldır Pakistan’da çalışan Dr. Mehmet Sarı ise klinikte verdikleri hizmetten yaklaşık 1 YTL civarında ücret aldıklarını, gelen birçok hastadan da herhangi bir ücret talep etmediklerini belirterek, “Müslüman bir ülkeden gelmemiz bize referans oldu. Gelen, tanıyan tekrar geliyor. Muayene ücretimiz çok düşük, bir çoğundan onu da almıyoruz. Cuma günleri tamamen ücretsiz muayene ediyoruz.” diyor.

Her iki Türk doktorun gerek kamplarda gerekse köylerde yaptıkları sağlık taramalarına göre, Pakistan’da hijyene bağlı hastalıklar çok yaygın. Hepatit’in her türünün yanı sıra cilt hastalıkları, enfeksiyonlar ve özellikle de kalp rahatsızlıkları belirgin derecede ortalamanın üstünde. Diş hastalıkları bir başka problem. Fakat özellikle Afgan mültecilerin kaldığı kamplarda en büyük sorun kadın ve çocukların pozisyonu. Çünkü kadınlar ya rahatsızlıklarını eşleri aracılığıyla doktora iletiyor ya da hiç muayeneye gitmiyor. Çocuk hastalıkları ise çok yaygın ve çocuk ölüm oranı çok yüksek. Özellikle bayan sağlık personeline ihtiyaç olduğunu söyleyen Türk doktorlar, “Bayan doktor, hemşire ve uzmana ihtiyaç had safhada. Ülkenin fakir ve eğitimsiz kesimlerinde doktora gitme oranı çok düşük. Bunda bayan doktor eksikliği de çok önemli bir faktör. Biz binlerce insanı muayene ettik; ama tamamına yakını erkekti. Türkiye’den gönüllü bayan sağlık personeline ihtiyacımız var. Bayan sağlık personeli burada çok büyük bir boşluğu dolduracak.” diyorlar.

Kamplardaki trajik tablo

Kampların durumu gerek Pakistan ve Afganistan arasında gerekse uluslarası camiada hâlâ tartışmalı. Bu nedenle kamplarda çalışmak için yerel makamlardan izin almak gerekiyor. Gerekli izinleri alan doktorlarla biz de bir kampa doğru yola çıkıyoruz. Kamp BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından onaylanmadığı için kayıtlarda gözükmüyor. İslamabad’ın geniş ve modern caddelerinden geçip Afganistan istikametine gittiğimizde ulaştığımız yerle az önce geldiğimiz yer arasında inanılmaz farklar olduğu hemen göze çarpıyor. İslamabad ne kadar geniş ve modern bir kent ise kentin hemen dışındaki bu mülteci kampı o kadar kötü, yıkık ve insanca yaşamaya elveşişsiz. Yıkık dökük kerpiç evler, içme sularına karışan kanalizasyon suları, çamur içinde oynayan yüzlerce çocuk ve boş bulunan her yere yapılmış mezarlar...

Aslında kampı en iyi mezar taşları özetliyor. Çünkü hiçbir mezar taşında doğum-ölüm tarihleri ve isim yok. Her yer mezar, özellikle de çocuk mezarı. Doktorların ifade ettiğine göre hijyene bağlı salgın hastalıklar en çok çocukları etkiliyor. Çocuk ölüm oranları çok yüksek. Kampın kaydı olmadığı gibi orada kalanların da kaydı yok. Net rakam bilinmiyor. Okul, hastane, sağlık ocağı ya da polis merkezi gibi bir uygulama da yok. Kamp sorumlusuna göre 130 bin civarında Afgan burada yaşıyor. Başka bir ifadeyle yaşamaya çalışıyor. Geniş bir alana yayılmış kerpiç evlerde yaşayan yüz bini aşkın insanın herhangi bir geliri de yok. Çalışabilen çok küçük bir kesim aile fertlerinin zaruri ihtiyaçlarını karşılıyor. Fakat giderler arasında sağlık yok. Belki de hayatlarında ilk kez ambulans ve doktor gören onlarca çocuk arasında zorlukla ilerleyen Türk doktorlar, tek odalı kerpiç bir evde hastaları muayene etmeye çalışıyor.

İdeal bir altyapı olmadığı gibi kamplarda elektrik yok, masa yok, sandalye yok... Bir yerden bulunan tabureye doktorun kendisi, bir diğerine de hasta oturuyor. Muayeneden sonra imkan dahilinde ilaçlar dağıtılıyor ve durumu ağır olanlar ya da daha detaylı tetkik gerekenler kliniğe davet ediliyor. Birçok hasta ömürlerinde ilk kez doktor görüyor, belki de onlarca yıldır ilk kez doktora gidiyor. Kampa doktor geldiğini duyan etrafımızı sarıyor. Türk doktorlar, yaklaşık 2,5 saatte onlarca kişiyi sağlık taramasından geçiriyor.

Türk doktorlar ellerindeki ilaçları bitirip kamptan ayrılırken tekrar geleceklerini belirtip acil durumlarda kendilerine ulaşmaları için telefon numaralarını ve kliniğin adresini bırakıyorlar. Yüzlerinde, ‘Bu devirde bu kadar sefalet nasıl olur?’ sorusunun şaşkınlığı ile ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatabilmiş olmanın verdiği huzurun karmaşık bir yansıması var. Belki bir dahaki gelişlerine kadar kampta hastalık kaynaklı ölümler olacak. Ama yapabilecekleri şeyler de sınırlı. Bu durumda hem meslektaşlarına hem de ilaç yardımı yapacak insanlara seslenmeyi tercih ediyorlar: “Burada doktora, ilaca çok ihtiyaç var. Dolabınızda duran fazla ilaçlar belki de hayat kurtarabilir.”

| Bu hafta 1 kez okundu
| Arkadaşına Gönder | Sayfayı Yazdır | <<< Geri Dön
 
BÖLÜMLER Doktora Sor | Sağlık Ansiklopedisi | Soru-Cevap Arşivi | Downloads | Site içi Arama | Ana Sayfa